25 Ağustos 2011 Perşembe

Çağan'a dair...

Bazen evimize bir sessizlik çöker. Herkes bir köşede bişeyler yapar. Herkes dediğimde 3 kişiyiz işte. Çağan minik arabalarını alır oynar, konuşur hayali arkadaşıyla. Babası gitar çalar genelde. Bugünlerde Yaşar KURT'un Alışamadım şarkısını dinliyoruz bol bol.  Pazartesi günü evdeydim ya. Çağan'ı öğleden sonra uyuttum. Babası da erken gelmişti. Oğlum uyurken biz ikimizde koltuklarımızda oturduk, O gitarını çaldı, ben etamin yaptım. O an öyle hafif hissettim ki kendimi. Şimdi resme bakerken de aynı dinginliği görebiliyorum.

Hastalığımız çok şükür bitti. Ateş yok, ağrı kalmadı. Keyfi de yerinde.

Çağan'ın kendisiyle baş başa kaldığı anları çok seviyorum. Gizli gizli O'nu izlemeye bayılıyorum. Böyle anlarda daha da çok anlıyorum ki;  O, bir çok şeyi bilmeyen, bize muhtaç küçük bir çocuk değil sadece. O'nun da bizim gibi içinde yaşattığı bir Çağan daha  var. Gözlerini kapadığında kurduğu hayalleri var. Gece uyumadan önce tavana bakarken aklından geçirdikleri belki de muhakemeleri var. Onun herşeyden önce birey olduğunu unutmamak, bundan sonra çocuğumuz olduğu gerçeğiyle davranmak anne olmayı daha da kolaylaştırıyor benim için.  

Bayrama çok az kaldı. Ananeye gidiyoruz inşallah. Çok gezmeyi planlıyoruz. Umarız umduğumuzdan güzel geçer bayram...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Hepimize geçmiş olsun...

Şimdi uyuyor. Dün de hep uyudu. İlaçlar da etkiliyor. Boğazım acıyor anne diyerek başladı herşey. Pazar günü öğlene doğru ateşi çıktı. Öğleden sonra mutfakta yemek yaparken sessizlik oldu. Bir girdim ki salona çizgi film izlerken bıraktığım oğlum devrilmiş uyuyor. Hep ağladı. Bir ara ben de ağladım dayanamadım çok acıyor boğazım deyince. Şimdi daha iyi. Tabi antibiyotiği yutunca.  Sabah bir ara midem bulanıyor dedi, döndüm baktım yüzü bembeyaz kireç gibi. Çağan'ı ilk kez böyle gördüm. Su gibi ter attı. Şimdi daha iyi çok şükür. Çocuk bu hastalanacak tabi. Boğazı acıyınca ilaç istiyor geçirsinmiş hemen. Hastalığında kolay canım oğlum teşekkür ederim.

Çalıştığı sektöre göre değişebilir ama masa başında iş yapan bayanlar için evde işyerinden daha fazla yoruluyoruz diyebilirim. Yarın da babasıyla kalacak evde. Çarşamba'ya daha da iyi olacak.

Eğer anne-babalık bir okulsa öğretmeni çocuk, öğrencisi anne-babadır. Beta nedir bilmiyordum düne kadar. Öğrenmiş oldum.

16 Ağustos 2011 Salı

Asıl kahraman...

Az önce puzzle yapıyorduk. Uyacağını düşünerek bir parça verdim bu galiba diyerek,
-Evet anne bu bu, anne sen benim kahramanımsın. Ayyy yok anneee bu değilmiş, kahrmanım değilsin
-Bu olabilir mi oğlum?
-Aaaa evet bu anne bu. Evet anne sen kahramanımsın...
(Bu güzel resmi çeken Hakkı'mıza teşekkürler)

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Sude 10 yaş doğum günü

Sude, benim 3 numaralı yeğenimdir. 2 numaralı ablamın 1 numaralı çocuğudur. Sude doğduğunda 22 yaşındaydım. Hastanede sabaha karşı ablamın yatağının ayak ucunda uyuya kalmışım. Doktor gelmişti erkenden "allah bağışlasın ikinci kızınızı" gibi bişey demişti Sude için. Beni de ilk kızı sanmıştı ablamın... O zamanlar daha da zayıf ufak tefek bişeydim.

Sude göz ağrısıdır. Sude hem yaramazdır, hem de çok uysaldır. Şeker gibidir, tatlıyı çok sever. Kelebek gibidir, çok saftır. Çok güzeldir, güzelliğini annesine ve babannesine borçludur :) Deli gibi hayvanları sever. Evdeki hayvanları buraya yazmayayım şimdi. Tatlı Oskar O'nun yıllardır tek hayal ettiği şeydir. Annesinin sözünden hiç çıkmaz. Öyle düşkündür ki annesine, kardeşini bırak beni de kıskanır annesinden. Ablamla 15 dk sohbet edebilsek aralıksız hemen yanımızda bitiverir dağıtır ortalığı. Her abla-abi gibi O'da kardeşini kıskanır ama gerektiğinde de çok güzel korur.

Sude'cim haftasonluğuna İzmir'e geldiğim, sabahlara kadar seni salladığımız geceler ve o gecelerde ki senin o ağlayışların bazen dün, bazense hayal gibi. Hiç yaşanmamış sanki. Teyzem yüzün gibi güzel bir bahtın, kalbin kadar temiz insanlarla dolu bir yaşamın olsun inşallah.
(Perşembe sabahı babası ile okula giderken benim için koparmış bu çiçeği çantasına saklamış. Akşama kadar solsa da dünyanın en güzel çiçeği değil mi)

Foça

Foça'ya gitmeden 1 gece önce. Arka odadan manzaa öyle güzeldi ki yine.

Amca kızı Dicle aradı hadi gelin dedi. Foça'ya gittik. Yüzdük. Irmak ve Çağan yine iyi anlaştı. Aras biraz yalnız kaldı. Aras'ın biraz ateşi olduğu için Çağan ve Irmak ile uğraşamadı. Biz dönünce Irmak yine ikizine kaldı, Aras'ına. Irmak hep Hakkı'nın etrafındaydı. Pazar günü neredeyse hiç kucağından inmedi. Hatta bir ara allem etti kulem etti, Çağan'a hissettirmeden babasının kucağından indirdi yine Hakkı'nın kucağına oturdu. Aras hasta olduğundan resmini pek çekemedim, sevemedim de.  Deniz havası çok iyi geldi. Yalnız eve döndükten sonra bizim üzerimize çöken ağırlığın hala sebebini bulabilmiş değiliz. Bana göre hava değişikliği etkiliyor, Hakkı'ma göre havalar da bir tuhaf. Of herşey bir tuhaf zaten. Bugün öğlen başlayan baş ağrım hala geçmedi. Ağrımaz ağrımaz başlayıncada geçmez mi anlamadım gitti.

11 Ağustos 2011 Perşembe

Oğlum'a

Gerçeği ancak yüreğinle görebilirisin.

İlkokula başladığında, okuman için ısrar edeceğim kitaplardan biri  "Küçük Prens" olacak oğlum. Yetişkinlerin sıkıcı detaycılığı hesapları ile çocukların ve çocuk ruhlu kalabilenlerin herşeyi olduğu gibi görmeleri ve algılamalarının safiyaneliğine dair.

Dün akşam parkta bir çocuğun yanına yaklaştı Çağan 6-7 yaşlarında;
-Hey dostum oyun oynayalım mı?
-Çocuk arkasını döndü gitti.
-Senin adın ne?
-Ses yok.
-Çikolata yer misin?
-Ses yok.

Sonunda vazgeçti, anne sesleniyorum beni duymuyor çocuk dedi. Olabilir oğlum dedim.

Daha neler söyleyeceksin duyulmayacak, duyulsa da anlaşılmamış yada yanlış anlaşılmış olabileceğin zamanlar çok olacak.

Ama anne tavsiyesi olsun sana oğlum;

Hiç bu kadar detaylı düşünme, yaşama hayatı... Sabah uyandığında ve gece yatarken sağlık isen, sevdiklerinin yanında karnın tok ve temiz çarşaflarda uyuyabiliyorsan en büyük nimetin bu olduğunu unutma.

Günlerdir gazetelerde gördüğüm çocuk resimlerinden dolayı kendimden nefret eder oldum. 3-5 gün konuşup, birkaç lira bağış v.s. yapıp vicdanımı rahatlattığım insanlık ayıbına hizmet ettiğim gerçeği karşımda duruyor. Bizler değil miyiz bilmem kaç yıldızlı otellere koşa koşa gidip, paralarımız vererek bu pazarı daha da büyüten, cazip kılan günde kilolarca yemeğin çöpe atılmasına hizmet edenler bizler değil miyiz?

İnsanlık bu riyasından utanmalı aslında Afrika ülkelerindeki açlıktan önce. Talep bu denli olmasa, arza bu kadar arsızca cevap verilmese hangi otelin akşam yemeğinde bilmem kaç yüz çeşit yiyecek olur. Ya da hangi insan evladı bir gecede o kadar çeşit yemeği yiyebilir. Bekarken gittim boyle yerlere cok gittim hem de. Çok şükür evlendiğimizden beri gitmedik. Gitmeyi düşünmüyorum da. Gelecek yaz için bir tekne tatili var hayalimde. Yiyebileceğimiz kadarını pişirerek yediğimiz. Ya da akşam olunca 2-3 çeşit yemeğin piştiği küçük bir otel. Akıllara sakın teknenin denize bıraktığı atıklar gelmesin. O zaman arabaları da bırakalım parfümüde çocuk bezini de v.s. de v.s. Kısacası yanlış bir şeyi savunmak adına başka bir yanlışı misal göstermek de yanlış. 2 yanlış bir doğru etmiyor çünkü. Önlenebilinirliği makul olan her yanlışın karşısında durmak gerek sadece.

Of nerelere geldim. Öyle canım sıkılıyor o resimleri gördükçe o masum gözlere baktıkça...

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Hafta sonu

Hem cumartesi hem de pazar günü bizden önce uyandı. Süt ve balı dolaptan çıkartmış, gelip beni uyandırdı. "Anne kalk haadi uykunu aldın dimi, anne bana süt koyarmısın bal da koyalım içine. Gözüm kapalı götürdü mutfağa. "Bak anne ben çıkardım dolaptan, iyice karıştır ama erisin bal"

Haftasonu sabah serindi, öyle güzel esiyordu ki hava. Boyalarını ve defterini balkona koyup Çağan'ıda oturttum. Ben kahvaltı hazırlarken sen de resim yaparsın oğlum dedim . Canım yavrum hiç itiraz etmedi. O'nu balkona götürmemin tek sebebi ise sabahın o serinliğinin keyfini sürmesini istememdi.

Resimlerden de anlaşıldığı üzere cumartesi günümüz neşeli dolu dolu geçti. Çok sevdiği kuzeni Sarp ile doya doya oynadılar gece 11 e kadar hemde. İyi ki ablam aradı öğlen bize gelin diye. Pazar günü ise hiç çıkmadık evden, oyun oynadık, resim yaptık, araba yarıştırdık.

5 Ağustos 2011 Cuma

Pink and yellow........

Benim ömrüm şiir oldu aşkından dize dize akıyor,
Her aşık şair olsaydı, şiir aşk için olmazdı...
 
Bu dizeler benim için :)
 
Genelde söylemez, hiç dillendirmez duygularını sevgilim. Ama bazen de durur turnayı gözünden vurur böyle.
 
Geçen sene attığı bir mesajı saklıyorum mesela. Canım sıkıldıkça okurum gülümserim. Bu dizeleri de buradan kayıt altına alayım dedim. 
İyi ki varsın, akşama en güzel resmi koymak üzere...

4 Ağustos 2011 Perşembe

Bugün günlerden Perşembe

Bu hafta Salı günü okuldan teyzesi almıştı erkenden. Akşam 8'e doğru ablam getirdi eve oğlumu. Gece uyumadan önce bitiverdi yanımızda o akşam. Uykuya dalmadan önce oradan oraya attı kendini debelendi. Tam artık uyudu diye düşünürken;
-Baba bana döner misin, gel bi sarılayım sana seni çok özledim dedi. Sol kolunu açtı minik göğsüne koca babasını yatırdı. Hemen ardından bana;
-Anne sende gel diyerek sağ kolunu açtı beni de sağ göğsüne yatırdı.
İki koca kafanın O'nun minik göğsünde yatması 1-2 saniye sürdü tabi. Sonra hemen, 
 -Açılın azıcık çok sıkıştım deyiverdi. 

Sabahları mesaim bu kadar erken başlamasa keşke. Okula bırakırken O'nu bende olunca, (işe geç kalmak olmasa)  günüm daha güzel geçiyor. Ama erkenden evden çıktığımda güne oğlumla başlamamak daha buruklaştırıyor beni. 

Oğlumuza 2 sene misler gibi bakan Cici annesi ve Kadir dedesiyle çekildiği bu resmi koymak ise  ayrı bir mutluluk. Bir gün bile tereddüt etmeden gitmiştim işe o zamanlar. Şimdi ise 2. çocuk fikrinde beni en çok düşündüren detaylardan birisi. İznim bitince kime bırakacağım sorusu olmasa....

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Bugün günlerden Çarşamba

Geçen akşam parktan geldik. Yıkadım. Salonda koltuğa uzandı, odasından çamaşırlarını getirdiğimde gözleri kapanmak üzereydi. 2 dk sonrada resimdeki gibi uyudu kaldı yorgunluktan.

Yine başka geçen akşam berbere gittik. Kesim bitti, en son jöleyi gösterdi sürmesini istedi berber abiden. Halbuki bizim evde hiç jöle olmamıştır.Saçları bitene kadar belki de 10 kez söyledi "anne babamdan daha yakışıklı olucam dimi, beni görünce bayılır şimdi babam" diye. Jölesini sürerken "kızlar senin peşinden koşar şimdi çok yakışıklı oldun sen" deyince berber, Çağan cevabını verdi. "ama yorulurlar" :) Soyut kavramı henüz gelişmemiş minik yavrum. Eve yaklaşınca bir baktık ki babası camda bizi bekliyor. Sakın bayılma baba diye bağırdı aşağıdan.

Ramazan geldi hoş geldi. Geçen gece sahurda uyandı. Salona geldi; "anne gece gece yemek mi yiyonuz bensiz karanlıkta. Anne bana karpuz getirirmisin yavaş yavaş yiyeyim" dedi ve gitti yattı. Bir iki dilim kestim götürdüm gözü kapalı iki lokma yedi uykuya daldı yeniden.

Şimdi de tren oynuyor babasıyla. Geveze biraz bizim oğlan. Bıcır bıcır hep birşeyler anlatıyor. Bugün okulda dondurma yemişler, işten geldiğimde nasıl mutlu anlattı bana. Bir çocuğu mutlu etmek nasılda kolay aslında.  Biraz sabır, biraz anlayış ve yumuşak bir ses. Bu akşam çok rüzgar olduğu için parka gitmeyelim dedim, anlattım güzelce hiç itiraz etmedi. Az önce rüzgardan kapı çarpınca da "anne sen doğru söyluyorsun baksana ne çok rüzgar var dışarıda dedi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...